Ayrılıklar

“Ayrılıklar seni umutsuzluğa düşürmesin.

Bir daha buluşmak için bir elveda gereklidir.

Ve bir daha buluşmak, dakikalar ya da ömürler sonra, dost olanlar

için kaçınılmazdır.”

Richard Bach’ ın ‘Mavi Tüyü’ nden

Reklamlar

Şimdi Asker Olan Oğlum’uza Babasından;

sea people service uniform
Photo by Pixabay on Pexels.com

 

Yol, varılacak bir yeri ifade etmez,
Yol, gidilecek bir mesafeyi ifade eder,
Varıldığında yol sona erer.

Zaman, kullanıldığı haller içersinde,

Bir yaşanmışlığı,
Bir yaşanacaklılığı,
Bir yaşanıyorluluğu ifade eder.

Bazı mesafeler vardır, bir santim uzaklığında olmasına rağmen sana, evrenin en uzak köşesi kadar ulaşılamazdır.

Bazı kapılar vardır, ardından sadece bakarsın gidenin.

Bazı kapılar vardır, seni tanrı ayırır, susarsın, tanrıya, doğaya itaat edersin.

Bazı kapılar seni sadece bir kıyafet ayırır.

Ardından bakakalırsın, bir kez daha sarılayım desen, sarılamazsın.

Nizamiye kapısı, sen nasıl bir kapısındır ki böyle tanrı gibi davranırsın, o kıyafet nasıl bir kıyafettir ki, seni bir anda başka bir insan haline çevirir.

Bugün oğlumu, o kapının ardına uğurladım.

Beş saat sonra beni başka bir “adam” aradı, telefondaki ses, beş saat önce orada bıraktığım çocuk değildi.

Mutluydu, yeni dostları ile ay ışığında çay içiyordu, Urlalı Yüzbaşısını anlatıyordu, ama o artık başka bir insandı.

Yol,
Sonsuz bir gidilebilirliktir,

Açık olsun yolun oğlum.

Metin Yazıcı

Yolda Biz

Yolu” fiziken bir yol veya hayattaki seçimlerimiz olarak düşünebilirsiniz.

Yol” bizim hayatta sahip olduğumuz, ruhumuz ve zihnimizle yaptığımız tek şeydir.

Hepimiz bu hayatta yolcudan başka kimse değiliz.

Hiçbir maddi şey, beden, fiziki bir şey aslında bize ait değildir.

Bizden geriye sadece bıraktığımız izler kalır.

Yolu” sadece zihinle değil, kalple seçmek gerekir.

Yolda” karşımıza çıkan rehber ve simgelere dikkat etmek, farkında olmak “biz”le ilgilidir.

Her rehber, her taş, bir şey ifade eder.

Yolunuzda” ilerlerken önce kendinize, sonra kimlere nasıl izler bıraktığınıza bakın.

İzler” sizin eserinizdir.

Arzuyla_yoga

Engel_sizsiniz

silhouette of people standing neat tree under the moon
Photo by Gerd Altmann on Pexels.com

Uzun yıllar bir ilköğretime komşu binada ikamet ettim, oğlum o okula gidiyordu.

Özellikle teneffüs saatlerinde yüzlerce çocuğun sesi birbirine karışarak, kuş cıvıltısına benzer yoğun bir ses oluştururdu. Tatil günlerinde çocukların seslerinin eksikliğinde oluşan sessizlikte garip bir hüzün bulurdum. Bir okul bahçesinde çocukların hesapsız, sınırsız sesleri kadar özgün bir ses korosu olmadığını düşünenlerdenim.

dark blur blurred gradient
Photo by SplitShire on Pexels.com

Bir gün bir okulun bahçesi kenarından yürürken hemen ismini koyamadığım bir tuhaflık hissettim.

Okul bahçesinde oynamakta olan yüzlerce çocuk vardı, fakat hiç ses yoktu.

Bir iki adım attıktan sonra durdum bekledim, bir daha baktım.

Çocukların yüzleri neşeliydi, ancak hiç ses çıkarmıyorlardı.

Okul tabelasına baktığımda sağır ve dilsiz çocuklar için özel bir öğretim yeri olduğunu gördüm.

action art black dark
Photo by Sebastiaan Stam on Pexels.com

Konu beni tekrar düşündürdü, o an ebedi sessizlikte yaşamanın nasıl bir his olduğunu duyumsamaya çalıştım.

Bundan 3 yıl önce Turkcell Diyalog Müzesi’ nde düzenlenen “Karanlıkta Diyalog” etkinliğine katıldım. Şimdi her Salı günü Boğaziçi Üniversitesi’ nde Görme Engellilere gönüllü kitap okuyorum.

Aynı mantıkla “Sessizlikte Diyalog” etkinliği var, ancak ona katılmadım.

Her iki etkinlikte de birebir engelli olunan konuda fiziki şartlar yaratılarak, 1,5 saat çeşitli etkinlikler yaparak engelli gibi zaman geçiriyorsunuz.

Kendim dahil birçok katılımcının yorumundan empati kurmak için çok etkili bir yöntem olduğu belirtilebilir.

Karanlıkta Diyalog’ ta gerçek görme engellilerinin rehberliğinde karanlıkta görme engelli batonuyla 1,5 saat boyunca çeşitli etkinlikler yaparak zaman geçiriyorsunuz; parka gidiyorsunuz, İstiklal Caddesi’ nde karşıdan karşıya geçiyorsunuz, tramvaya biniyorsunuz, suyun üstünde bir motora biniyorsunuz. En son etkinlik olarak bir cafeye oturduk, ben kahve içtim. Rehberim bana banknotları nasıl ayırt edeceğimi anlattı, paramı ödedim.

Çıkarken rehberim bana hiç unutmayacağım şu sözleri söyledi;

Birazdan ayrılacağız, siz ışığa doğru gideceksiniz, görmeye tekrar başlayacaksınız, ancak ben hiçbir zaman göremeyeceğim….”

Ayrıldık.

monochrome photography of person on dark room
Photo by Akshar Dave on Pexels.com

Aynı etkinlik duyma engelliler için düzenleniyor, sessiz bir ortamda farklı lisanlarda konuşur gibi işaret diliyle anlaşmaya çalışarak çeşitli etkinlikler yapılarak, empati kurulması amaçlanıyor.

Kendi kanaatimce empati kurulmasında yararlı oluyor, empati kurulması şart.

Ancak yapılması gereken o kadar fazla şey var ki…

Bunlardan önce ortak alanlarda, sosyal ortamlarda birbirimize davranış şeklimiz, saygı ve sevgimiz geçmiş yıllara kıyasla azaldı.

Daha az tahammül eder, birbirimizi önemser olduk.

Sadece engellilere değil, engelli olmayanlara kaba davranan bir toplum, engellileri nasıl koruyabilecek?

Yollarda hesapsız tümsekler, kaldırım çıkışlarının adeta yüksek atlama müsabakasına özel tasarlanması, engelli park yerlerini umursamayarak kapan sağlam insanlar!, kaldırımlarda omuz atarak ve birbirini devirerek yürüyen kadınlar, adamlar, öyle çoğaltılabilir ki….

Evet, hassasiyet göstermemiz için önce empati şart, ancak birbirimize saygılı, kurallı ve farkındalıklı yaklaşmamız gerekiyor.

Eğitimin en başta kapsaması gereken biricik konusu bu olmalı.

Bizlerin bize engel olmadığı, olmayacağı bir dünya olmalı.

cluster of stars
Photo by Kai Pilger on Pexels.com